Uğultuda bir ses: Kı-zım-sus-o-tur

 

08/11/2010 7:04

265 öğrenci, altı öğretmen, tıka basa dolu sınıflarda, toz içinde birbirini anlamaya çalışıyor. Öğretmen Türkçe heceliyor, cin gibi çocuklar Kürtçe susuyor

UMAY AKTAŞ SALMAN (Arşivi)

 


Kahverengi ve sarı tarlaların ortasından giden upuzun yol, taştan yapılmış düz çatılı evlerle dolu, 2 bin nüfuslu yoksul  köye çıkıyor. Gri evlerin arasındaki minik bir binadan Kürtçe- Türkçe sesler yükseliyor. Burası Şanlıurfa’ya 125 kilometre uzaklıktaki Böğürtlen Köyü İlköğretim Okulu. Altı Türk öğretmen, birleştirilmiş sınıfta 265 Kürt öğrenciye eğitim vermeye çalışıyor. Ne öğretmenler öğrencilerin dilinden anlıyor ne de öğrenciler öğretmeninkinden. Kürt çocuklar beş yıl sadece okuma yazmayı  Türkçeyi öğreniyor. 265 öğrenciden Türkçe konuşabilen öğrenci sayısı 100. 
Okul, biri anasınıfı olmak üzere üç küçük derslikten ibaret. Üçü de üç ayrı binada. Prefabrik sınıfta 50 birinci sınıf öğrencisi var. Kiminin üzerinde mavi önlükleri var kiminin önlüğü bile yok. Minik ayaklarındaki, yırtık çoraplar, terlikler. Sınıfın engebeli beton zemininden sürekli tüm sınıfı dolduran bir toz kalkıyor. Açık kapı tezek kokusunu içeriye taşıyor. Elçin Öğretmen, olanca sesiyle uğuldayan sınıfa derdini anlatmaya çalışıyor; “Kı-zım- sus-o-tur”. Tane tane çıkıyor kelimeler ağzından. Öğretmen Türkçe anlatıyor, Kürtçe cevaplar alıyor. 

Aynısını yap! 
Elçin Öğretmen, öğrencilerine dönüyor, birleştirdiği dört parmağını başparmağıyla birlikte açıp kapatarak “Çene çalmak yok” diyor. O “konuşmayın diyor” ama çocuklar “Beni tekrar edin” dediğini zannederek, güler yüzle öğretmenlerinin yaptığı hareketi yapıyorlar. Öğretmen her sözünü “Tamam mı” diye bitiriyor. Tüm sınıf hep bir ağızdan “Tamam” diyor ama neye? 
Bu sırada kız öğrencilerden biri sınıftan çıkmaya çalışıyor. Öğretmen “Kızım nereye gidiyorsun” diye tam beş kez soruyor. Yanıt; mahcup gözleri öğretmeninin gözlerinde uzun bir sessizlik.

Bu ev mi? 
Elçin Öğretmen kimi zaman derdini anlatmak için az da olsa Türkçesi olan öğrencilerinden yardım istiyor. Kimi zaman tek tük bildiği Kürtçe kelimeleri sıralıyor. Tahtaya çizdiği evi göstererek soruyor: “Bu ev mi?” Çocuklar hep bir ağızdan “Evet” diyor. Öğretmen bu kez “Bu ev değil mi” diye soruyor. Sınıf yine “Evet” diyor. 
Öğretmenler il genelinde yaygınlaşan okulöncesi eğitimin dil sorununa çare olacağını düşünüyor. Okullarına da bu yıl ana sınıfı açılmış. 

Kilim üstünde ders 
Ana binadaki tek derslikte ise 2. ve 3. sınıfta okuyan 78 öğrenci var. Aslında mevcut 93 ama çalıştığı için gelmeyenler olmuş. Sınıfın içi balık istifi. Sıralarda dört-beş kişi oturuyor. Altıncı kişiler ayakta. Hatta birkaç öğrenci de yere serdiği küçük kilimin üzerinde dersi dinliyor. İki büklüm eğilerek yere koydukları defterlerine not alıyorlar. Öğretmen öğrencilerin üzerine basmamak için sınıfta dolaşamıyor bile. 
Köşede ufacık bir rafta birkaç kitap, panoda tek bulabildikleri fasulyelerle yaptıkları el işleri asılı. Onlar derslerde daha atak çünkü birinci sınıfların yaşadığı dil sorununu biraz aşmışlar. Ama Türkçeyi anlasalar da kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar. 
Ayhan Pala, üç yıldır Böğürtlen Köyü’nde. Bazen şevklerinin kırıldığını anlatıyor: “Bu şartları bilerek geldim. Temel amacımız beş yıl içinde okuma yazmayı, Türkçeyi eksiksiz öğretmek. Eğitim; öğretmen, öğrenci ve veli üçgeni demek. Burada veli yok, öğrencinin dil sıkıntısı var. Sadece öğretmen var anlayacağınız. Böyle olunca da yetersiz oluyoruz. Ağustosta tayin isteme hakkım var. Ancak daha karar vermedim. Buraya bir şeyler kazandırmak istiyorum. Her yerde görev yapacağız. Her yer bizim.” 

Tezek ve bilgisayar 
Elçin Löker’e göre sınıfların kalabalık olması ayrı dil sorunu ayrı bir problem: “Çocuklar dilimizi anlamadığı için huzursuzluk yaratıyor sınıfta. Kendimi onların yerine koyuyorum. Birisi geliyor, bilmediğin bir dilde bir şeyler anlatıyor. Çok zor. Okulun eksikleri var. Kışın sobayla ısınıyoruz, çocuklar tezek getiriyor. Ders yaptığımız prefabrik sınıf ya bileğe kadar su ya da çamur oluyor. Terlikle gelen öğrenci sınıfa giremiyor. Yedi bilgisayar yolladılar. Depoda duruyor. Köyün ve bulunduğumuz yerin koşulları göz önüne alınarak bir şeyler yapıldığında yapılanlar da işe yarar aslında. Bilgisayarı getirip koymak pek bir şey ifade etmiyor. Elektrik kesintisi büyük problem. Bu nüfusla bilgisayar başına çocukları almamız mümkün değil. Normal şeyleri zor öğretiyoruz. Bunlar bizim için uç kalıyor. Okuma yazma öğretiyoruz, üst düzey davranışlar kazandırmaya çalışamıyoruz bile. En temel şeyleri öğretiyoruz.” 

4 yılda 8 öğretmen uğurladı 
Mehmet Baştuğ 26 yaşında. Her gelenin bir yıl içinde ayrıldığı okulda dördüncü yılı. “Vicdanen kaldım” dediği okulda dört yılda sekiz öğretmen uğurlamış. Ama o gitmiyor. “Evlenene kadar buradayım” diyor. Okulun bitişiğindeki suyu olmayan elektriği sık sık kesilen ufacık lojmanda kalıyor. Mutfakta ve tuvalette bidonlara hortum takarak çeşme yapmış. İlk geldiği yıl öğrencilerle nasıl iletişim kuracağını düşünmekten uyku bile uyuyamayan Mehmet Öğretmen az da olsa Kürtçe öğrenmiş. Ailelerle de iletiştim kurabiliyor. En büyük sıkıntılardan birinin 5. sınıftan sonra okula devam olduğunu düşünüyor: “6-7-8. sınıfları okuyabilecekleri bir okul yapılmalı. Köyde okul olunca insanlar çocuklarını gönderir.” 

Köyde 26’sında üç genç 
Elçin Löker: Ankaralı. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. 2.5 yıldır Siverek’te çalışıyor. Burası ilk görev yeri. Eşi ise Ankara’da öğretmenlik yapıyor. 
Ayhan Pala: Samsunlu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakütesi mezunu. Böğürtlen Köyü onun ilk görev yeri. Üç yıldır bu okulda. Orta halli bir ailenin iki çocuğundan biri. Kız kardeşi üniversite öğrencisi. Ayhan Pala ve Elçin Löker ‘İki Dil Bir Bavul’ filmindeki Emre Aydın öğretmenin üniversiteden sınıf arkadaşı. 
Mehmet Baştuğ: Mersinli. Ailesi Karaman’da yaşıyor. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. Dört yıldır Böğürtlen Köyü’nde. Sekiz çocuklu bir ailenin oğlu olan Baştuğ’un babası emekli. 

‘Zor oluyor okulda Türkçe, evde Kürtçe’ 
Kiminle konuşursak konuşalım iki sorunun cevabı hiç değişmiyor. Evde hangi dilde konuşuyorsunuz, Kürtçe. Baban ne iş yapıyor, İstanbul’da eşya taşıyor. 
2. sınıf öğrencisi İdris Karakaş, okula başlamadan önce hiç Türkçe bilmiyormuş. “Zorlandım. Öğretmenlerimiz öğretti. Evde Kürtçe konuşuyorum çünkü annem babam Türkçe bilmiyor” diyor. 3. sınıf öğrencisi Selman Boğa, ağabeyinden okula başlamadan önce biraz Türkçe öğrendiğini söylüyor: “Biraz güzel değil Türkçem. Daha çok ders çalışırsam güzel olacak. Öğretmen olmak istiyorum çünkü Türkçeleri güzel.” 4. sınıftan Zeytin Kengil ise en iyi Türkçe konuşan öğrencilerden. Evde genelde Kürtçe konuştuklarını anlatan Zeytin, “Zor oluyor okulda Türkçe, evde Kürtçe” diyor. Birinci sınıflarla sohbet etmek ise çok zor. Kürtçe tercüme gerekiyor. Şükran Kasuf’a kaç kardeşi olduğunu soruyorum. Başlıyor saymaya “Bir Seher, bir Pınar, bir Songül, bir Ceylan, bir Nebat.” Kaç etti yani? Cevap yok. “Perihan kaçıncı sınıfa gidiyorsun” diye soruyorum, önce anlamadığı belli olan bir ifadeyle yüzüme bakıyor. Tekrar soruyorum, elini kaldırıp 1 yapıyor. “Baban ne iş yapıyor” diyorum. “Babamın adı Mehmet Özdemir” diye cevap veriyor. Arkadaşı sorumu Kürtçeye çeviriyor. “Babam İstanbul’da eşya taşıyor” diyor bu kez. Kaç kardeşin var peki ? Uzun bir sessizlik… Tıpkı derste olduğu gibi. 


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1027976&Date=08.11.2010&CategoryID=77

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !