Katalanlar hiç şiddeti seçmedi

 

Akın Özçer: Katalan milliyetçiler arasında, Baklardan farklı olarak, sorunun şiddetle çözümünü savunan olmadı. Bask, 100 yıllık  sorun.

 

 

Önce Katalan sorunuyla Bask sorunu arasındaki farkı belirterek başlayalım: Birinde şiddet ve terör veçhesi yoktur. Bilindiği gibi, Katalan milliyetçiler arasında, sorunun şiddetle çözümünü savunan bir grup hiçbir zaman var olmadı.

Bask sorunu aslında yüz yıllık bir sorun. 19’uncu yüzyıl İspanya’sında Fransız Devrimi’nden etkilenen Saray’ın başlattığı liberalleşme sürecine bir tepki olarak patlak veriyor. İki iç savaşın yaşandığı bu süreçte bir tür bölgesel özerklik olarak tanımlanabilecek geleneksel ayrıcalık ve bağışıklıklar (fueros) iki aşamada (1839 ve 1876) kaldırılıyor; merkezi devlet güçlendiriliyor. Bask milliyetçi hareketi bu tarihleri sırasıyla bağımsızlığın ve özerkliğin yitirilmesi olarak tanımlıyor. 
İkinci Cumhuriyet döneminde (1931-1933) Başbakan Manuel Azaña, özerk üç bölgeden (Katalunya, Bask Ülkesi ve Galicia) oluşan bir İspanya’nın mimarı oluyor. Ancak doğru yönde atılmış bu adımın olumlu etkisi, daha sonra patlak veren iç savaş ve General Franco’nun İspanya’ya layık gördüğü nasyonal Katolik rejimle ortadan kalkıyor. Franco sadece özerklik statülerini (Katalunya 1932, Bask Ülkesi 1936) iptal etmekle, Katalan Cumhuriyetçileri ve Bask Milliyetçileri sürgüne yollamakla kalmıyor; ayrıca anadilleri ve özellikle İspanyolcayla hiçbir benzerliği olmayan Baskçayı yasaklıyor. 1959’da kurulan Euskadi ta Askatasuna’nın (ETA) kökeninde halka gizlice Baskça öğreten EKİN grubunun bulunduğunun altını çizmek gerekir. Daha sonra terör örgütüne dönüşecek olan ETA’yı yaratan, görüldüğü gibi, Franco’nun otoriter nasyonal Katolik rejimidir.

Uzmanından dinleyin

Kürt sorunu tartışılırken Bask modeline atıfta bulunuluyor. Nedir o model? Anadilde eğitim ve hatta BDP’li Osman Baydemir’in söylediği gibi müstakil bir bayrak talep etmenin neleri değiştireceğini Bask modeline bakarak anlayabilir miyiz? Cevaplarını Türkiye’nin eski Madrid Büyükelçiliği Müsteşarı, ‘İspanya Siyasi Tarihinde Bask Milliyetçiliği’ ve ‘Çoğul İspanya: Anayasal Sistemi ve Ayrılıkçı Terörle Mücadele Modeli’ kitaplarının yazarı Akın Özçer’den dinleyelim.

 

Kültürel haklar bir milleti parçalamaz

İspanyol devletinin en doğru hamleleri ise, 1978 Anayasasıdır. 
ETA’nın en büyük hatası, demokrasiye geçiş sürecine destek vermemesi, 1895’te kurulan, 1937’de sürgüne gönderilen PNV’nin (Partido Nacionalista Vasco/Milliyetçi Bask Partisi) yokluğunda Bask milliyetçiliğinin önderi olduğu halde, milliyetçi camianın özerklik talebine kulak tıkaması ve Bask Ülkesi’nin (Euskal Herria) bağımsızlığı için silahlı mücadeleden hiç vazgeçmemesi oldu. 
İspanya, her şeyden önce, bugüne kadar hep olduğu gibi, silahlı bir örgütle siyasi sorunların görüşülmesine karşı çıkıyor. Siyasi sorunların görüşüleceği yerin meclis, sürecin aktörlerinin ise seçilmiş siyasiler olduğunu savunuyor. Silahlı örgütle görüşülecek tek konunun ise silah bırakımı ve bunun koşulları olduğunu vurguluyor. Nitekim 12 Ocak 1988 yılında ETA’nın siyasi kolu Herri Batasuna dışında Bask ülkesindeki siyasi partilerin imzaladığı ve terörle mücadelede devlet politikasının temelini oluşturan Ajuria Enea Paktı bu esaslara dayanıyor. Paktın altı çizilmesi gereken önemli bir maddesi daha var: Silah bırakacak eli kana bulaşmamış örgüt mensuplarına yasal siyaset yolunun açık olması.

ETA’nın hatası 
ETA’nın en büyük hatası İspanya’nın tüm dünyaya örnek olan demokratikleşme sürecini, demokrasiye geçişini desteklememesi oldu. 
İspanyol demokrasisi, ayrılıkçı siyaseti yasaklamıyor; Bask ülkesi veya Katalunya’nın bağımsızlığı için siyaset yapmak mümkün ve yapılıyor da. 
Terörle mücadelede bugün demokratik ülkelerde geçerli yöntem, (Wilkinson modeli) kesin silah bırakımı karşılığında kan dökmemiş militanlara yasal siyaset imkânı tanınmasını öngörüyor. İngiltere’de IRA, İspanya’da 1981-82 döneminde ETA bu şekilde silah bıraktı. 
Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olarak, kuşku yok ki bu demokratik yöntemi kendisine örnek almak durumunda. Dağdan iniş için Wilkinson modelinin benimsenmesi, İngiliz veya İspanyol anayasal sisteminin de benimsenmesi sonucunu doğurmuyor elbette. 
Anayasaya gelince, her şeyden önce, evrensel demokrasi ilkelerine uyması gerekiyor. Ama bu ilkeler, özerkliklere dayalı veya federal bir sistem kabul edilmesi zorunluluğu getirmiyor. Fransa gibi, merkeziyetçi bir devlet sistemi de pekâlâ demokratik olabilir. Fransa’yı örnek alan Türkiye’nin anayasa geleneğinde, İspanya’da olduğu gibi, özerkliklere dayalı bir sistem yok. Bu da anayasalar için gerekli ‘en geniş mutabakatın’ özerkliklere dayalı değil, daha merkeziyetçi bir anayasa üzerinde sağlanabileceğine işaret ediyor. 
Kürt siyasi önderlerinin ‘demokratik özerklik’ projesi ile sorunun çözümü için İspanyol Anayasası’nın yeterli olduğuna ilişkin beyanları birlikte okunduğunda, talep olunan modelin Fransız idari sisteminin ilerisinde ama federal çözümün de gerisinde olduğu kesin. 
Türkiye’nin idari olarak 20/25 bölgeden oluşması ve bu bölgelerin başında birer ‘bölge valisi’ bulunması üniter yapısını örnek aldığımız Fransa’nın 82 yerel yönetim reformuyla oluşturduğu bölge valilikleri (préfecture de région) ile örtüşüyor. 
Bununla birlikte, talep olunan model İspanyol anayasal sisteminde var olan bazı siyasi ve kültürel unsurları da içeriyor. Bir kere, İspanyol Anayasası’nın 3. maddesinde öngörülene benzer şekilde, özerk bölgelerde varsa Türkçe’den farklı bir anadilde, yani Kürtçe eğitim hakkı talep olunuyor. Baskların ve Katalanların kendi özerk topluluklarında (bölge değil) kendi dillerinde eğitim hakları olduğu gibi, ayrıca kendi dilleri özerk topluluk sınırları içinde İspanyolca ile birlikte ikinci resmi dil. 
Anayasanın 4. maddesi onlara ayrıca kendi sınırları içinde İspanyol bayrağıyla birlikte kullanılmak üzere, kendi bayraklarını kullanma hakkı veriyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in sözlerinden böyle bir hakkın da talep edildiği izlenimi ediniliyor. 
Kürt siyasi önderleri, Bask ve Katalanlardan farklı olarak, Kürtlerin ayrı bir millet olduğunun anayasaya yazılmasını şart koşmuyorlar. Bölge kavramına onlar gibi karşı çıkmıyorlar. Yeni anayasa çalışmalarında İspanya’da olduğu gibi millet/ bölge tartışması olmayacak. 
Burada altının çizilmesi gereken husus şu: Bölgeye bağlı olsun veya İspanya’da olduğu gibi milliyet gibi bir kavramdan kaynaklansın, bu tür siyasi ve kültürel hakların tanınmasıyla bir devletin bütünlüğünün bozulması, milletin ayrışması ve parçalanması mümkün değil. Nitekim bu hakları Bask ve Katalanlara tanınmış olan İspanya, bugün her ne kadar adı konmamış bir federal devlete dönüşmüş olsa da bölünmüyor. Çünkü anayasası Bask ve Katalan milliyetçilerin talep ettiği ve bölünmenin hukuki temelini oluşturan konfederal sisteme kapalı.

Yarın: Açe sorunu nasıl çözüldü?

 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=1027660&Date=06.11.2010&CategoryID=104

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !