Çokdilli Tanrı, tek dilli Türkiye

 

17/10/2010

Devlet, nasıl tüm din ve mezhepler karşısında tarafsız olmalıysa (laiklik), ülkedeki yaşayan ve ölü tüm diller karşısında da aynı şekilde tarafsız (eşitlikçilik) olmalı

KEMAL İNAL (Arşivi)

 

Yasin Ceylan’ın 3 Ekim tarihli Radikal İki’de çıkan yazısında bir noktaya takıldım. Ceylan, Kuran’daki bir ayete dayanarak bütün dillerin kaynağının Allah olduğunu yazmıştı. Bu mistik ya da ilahi tezin gerçekliği bir yana, kaynağı belli: Babil Efsanesi. Efsaneye göre, Nuh Tufanı sonrası insanlar Babil ülkesinde bir kule inşa etmeye girişirler. Tevrat’ta anlatılan öyküye göre amaçları, başı göğe değen kuleyle görkemli bir kent inşa etmektir. Ama bu yapıyla ün salmak isteyen Babilli işçilerini, Tanrı “bu ne cüret!” diye cezalandırır. Onları birbirlerini anlayamayacak hale getiren farklı dillerle donatır. Sonuçta, farklı dilleri konuşan Babilliler birbirlerini anlayamadıkları için kule inşaatı durur ve insanlar bundan sonra dünyanın dört bir yanına dağılırlar. Bundan çıkan sonuç? Öyleyse Tanrı, farklı dilleri yarattığı için çoğulcu olmalı! Acaba monist, tek tanrılı geleneğe göre Tanrı bir zenginliği (çokdilliliği) neden bir cezalandırma biçimi olarak kullanmış olsun ki?

Hangi dil?
Bu efsane kaynaklı olsa gerek, tüm Ortaçağlar bir Tanrısal bilmeceyle meşgul olmuş: Tanrı acaba hangi dili konuşuyordu?, hangi dili insanlara reva görmüştü? Umberto Eco’ya göre uzun ve karanlık yüzyıllar boyunca Hıristiyanlar, Yahudiler gibi Tanrı’nın İbranice konuştuğuna inanmışlar. O halde demişler, bütün diller tek bir anadilinden kaynaklanmış olmalı. Bu da İbraniceden başka bir dil olamaz. İbranice, uzun süre kusursuz ve evrensel tek dil olarak görülmüş. Ama milliyetçilikle birlikte Tanrı’nın İtalyanca, İsveççe, Almanca vs. konuştuğunu iddia edenler de ortaya çıkınca işler iyice karışmış. Tabii bütün dillerin kaynağını Türkçede görenler de (Güneş Dil Teorisi) olmamış değil. Bugün Tanrı’nın hangi dili konuştuğuna dair anlaşmazlık çözülmüş değil. Ne büyük açmaz! 

Homo sapiensin  dili
Ama ne yazık ki, bu süreçte Prof. Dr. Yasin Ceylan gibi mistikler, dil-doğa ilişkisi diye bir şeyi hiç düşünmediler. Modern dil dediğimiz dilin en az 100 bin yıllık bir tarihi olduğunu, nörobiyolojik anlamda dil yeteneğiyle donanmış ilk insanların dil olgusuyla ilk kez Üst Paleolitik Dönem’de (Son Taş Devri) tanıştıklarını, dolayısıyla modern dil olgusunun sinir sistemi iyice gelişmiş homo sapienslerce gerçekleştirildiğini bilmezler. Bunun da böyle olduğunu bize hem Evrim Kuramı hem de arkeolojik bulgular (bilinçli ölü gömme geleneği, sanatsal anlatımlar, çeşitli ev aletleri ve avlanma araçları vs.) kanıtladı. Bu süreçte beyin hacmi sürekli büyüdü ve konuşma yeteneğimiz de kusursuzluğa doğru evrildi. Gelinen noktada, Marx’ın da belirttiği gibi maddi üretim becerisi gelişen insanlık, tarihte en az 15 bin dil üretti. 

Yok edilen diller
Ama son 5 yüzyılda bu dillerin neredeyse üçte ikisi yok oldu. Dil katliamı evrenseldir. Bunun nedenleri iyi bilinir: Teknoloji, yalıtım, sömürgecilik, lingua franca, asimilasyon vs. Bu son etmen, hâlâ işbaşında ve ulus-devletlerin dünyaya gerici armağanlarından biri. Kimi ülkeler asimilasyon politikasını bilinçli ve metodik, kimi de egemen ekonomik ilişkileri geliştirerek kullandılar. Eğitim-Sen’in yakında açıkladığı anadilinde eğitim raporu, Türkiye’ye ilişkin vahim bir gerçeği ortaya çıkardı: Hemen her kuşakta anadilini kullanma imkanı yüzde 20 azalıyor. İddia edilenin aksine anadilinin öğretimi, bu kendiliğinden asimilasyon gerçeğini değiştiremez. Bu nedenle birçok ülke anadilinde eğitimi, sadece farklı etnik kökenden gelen çocuk ve gençlere bir hak olarak değil, kültürel bir zenginliğin korunması olarak da görüyor. AB ülkelerinde bu, temel politika olarak çoktan kabul edildi. Dünyada birçok sivil insiyatif ve kişi, dil hazinesinin korunması için canla başla çalışıyor. Fakat Türkiye, bu konuyu da getirip üniter yapı denilen açmazın içine yerleştirmeyi başardı. Bunun şimdi baş sorumlusu hükümet. Konuyu bölücülükle eşdeğer gören  kafalarla tartışacak bir şey yok, zira onlara göre Türkiye’nin lingua franca’sı Türkçe’dir ve eğitimde resmi tek dil geçerlidir. Fakat ülkede demokrasiyi daha ileri götürmekten bahsedenlerin tezleri oldukça tartışmalı. Tek dilde eğitim, eğitimin başladığı değil, bittiği noktadır. Travmalar, dilin yeniden üretimi, kimliğe saygı, bir hakkın kullanılması vs. değil asıl sorun. Bir devlet, nasıl tüm din ve mezhepler karşısında tarafsız olmalıysa (laiklik), ülkedeki yaşayan ve ölü tüm diller karşısında da aynı şekilde tarafsız (eşitlikçilik) olmalı. Uzun yıllar Kürtçenin bir eğitim, kültür ve iletişim dili olarak gelişmesi için hiçbir şey yapılmadı; yapanlara da bugün engel olunmaya çalışılıyor. Deniliyor ki, özel Kürtçe kurslara izin verildi ama ilgisizlikten kapandı. Kurs başka, okul başka bir şeydir. İlki paralı olduğu için tercih edilmez (Kürtler zaten parasızlar, ayrıca kendi dillerini öğrenmek için niye para ödesinler ki?). İkincisi, parasız ve herkese açık, üstelik zorunludur. Türkiye ulusal sistemine entegre etmek istediğiniz Kürt çocuklarına hiçbir zaman hangi dilde öğrenim görmek istedikleri sorulmadı. Velilerine de. Bugün de sorulmazsa, yarın çok geç olabilir. İşbaşındaki İslami eğilimli hükümet, neden Tanrı’nın hikmetine (çokdilliliğe) karşı çıkar ki? Anlayan varsa, tartışmaya hazırım. 

Çiftdillilik
Bir dolu dilbilim, pedagoji ve kültürel psikoloji, okulda farklı etnik kökenden gelen çocukların çiftdilli (bilingual) yetiştirilmesinin akademik başarıyı artırdığını ortaya koyuyor. Çiftdilde okuryazarlık da (biliteracy) bizim ulusal eğitim sistemimizde mümkün. Bunu en iyi, Kürt kökenli öğretmenlerin MEB içindeki varlığı kanıtlıyor. Günümüz Türkiyesi artık farklı kimlik ve kültürler ülkesidir. Bu olgu, eğitimde yansıtılmalı. Dünün ırkçı Güney Afrikası bile apartheid’ı terk ederek dile temel bir insan hakkı olarak bakıyor ve çokdilliliği ulusal bir kaynak olarak görüyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 85’i Türkçe konuşuyor. Ama kalan yüzde 15’in içinde yer alan Kürtçe, Zazaca, Gürcüce, Kıptice, Arapça, Ermenice, Rumca, İbranice, Çerkezce, Lazca ne olacak? Bu diller, Tanrı aşkına korunamaz mı? Yeni bir Nuh Tufanına mı gerek var Türkiye’de? Artık asimilasyon politikaları bir insanlık suçudur, zira bir hak gaspı anlamına geliyor. Avrupa’daki Türk çocuklarının anadillerini kaybetmemesi için her şey yapılıyor ama  çokkültürlü ve çokdilli Anadolu’ya sıra gelince Tanrı’nın çokdilli hikmetini neden unutuyoruz ki? Müslüman kimlikli AKP’ye eğitimde tek dilcilik hiç yakışmıyor.

KEMAL İNAL

 

: Doç. Dr. Gazi Üni.

 

RADIKAL

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !